18 Ağustos 2019 Pazar

Çoklu Zekâ Kuramı Nedir?

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/colorful-color-play-concentration-54101/


Zekâ konusunda geçmişten günümüze birçok araştırma yapılmış ve çeşitli savlar ortaya konulmuştur. Bizim toplumumuzda da zekâ konusunda klasikleşmiş değerlendirmeler bulunmaktadır. Örneğin; kimimiz "Benim sayısal zekâm iyi veya kötü" kimimiz de "Benim sözel zekâm iyi veya kötü" şeklinde değerlendirmeler yapar. Yani başka bir deyişle biz genel olarak zekâyı sayısal ve sözel olarak ortaya konulan performanslar kapsamında tanımlarız. Ancak bu tanımlama çoklu zekâ kuramına göre yanlış bir tanımlamadır. Çünkü çoklu zekâ kuramına göre zekâ sadece sayısal veya sözel alanda performans ve ürün ortaya koymaktan ibaret değildir. Gardner'ın geliştirdiği bu kurama göre zekâ, bireyin farklı alanlarda performans ortaya koyma ve problemlerin üstesinden gelme yeteneğidir. Birey bu kurama göre spor, müzik, doğa, resim vb. birçok alanda zekâ bakımından performans ortaya koyar.

Zekâ konusunda geleneksel bakış açısının ürünü olan son derece dar kapsamlı bir tanım yapılmıştır. "Zekâ, dil ve matematik becerisidir." şeklindeki bu tanımlama zekâ kavramını anlatmaktan çok uzak bir tanımlamadır. Çoklu zekâ kuramının geliştirilmesiyle birlikte bu tanım geçerliliğini yitirmiştir.

Gardner'ın geliştirdiği bu kuramın savunduğu temel nokta; her insanın sekiz zekâ alanı ile doğduğu ve her insanda bu zekâ alanlarından değişik miktarlarda bulunduğudur. Örneğin; günlük hayatımızda şöyle bir tabir kullanırız: "Benim matematiksel zekâm sıfır." Bu değerlendirme bu kurama göre yanlış bir değerlendirmedir. Bir insanın matematiksel zekâsı iyi olmayabilir ancak bu durum o kişinin matematiksel zekâsının sıfır olduğu anlamına gelmez. Matematiksel zekâ az da olsa o kişide vardır ve bu durum diğer zekâ türleri için de geçerlidir.

Çoklu zekâ kuramında önemli olan öğrencinin güçlü olan zekâ alanlarını belirlemek ve bu zekâ alanlarını geliştirmeye yönelik etkinlikler tasarlamaktır. Mümkün olduğunca bütün zekâ alanlarını kapsayan öğretim ortamları düzenlemek eğitim-öğretim sürecinden alınacak verimi artıracaktır. Zaten bazı zekâ alanlarının etkinlik dışında bırakılması bu kurama uygun bir davranış değildir.

Çoklu zekâ kuramına göre her insan sahip olduğu zekâ alanları açısından birbirinden farklılık gösterir. Bu kurama göre insanlar bütün zekâ alanlarına sahip olarak dünyaya gelirler. Fakat bu zekâ alanlarından bir ya da birkaçı baskındır. Bütün zekâ türlerinin birbirleriyle dinamik bir ilişki içerisinde olduğu bu kurama göre zekâ türleri çeşitli etkinlikler yoluyla geliştirilebilir. Günlük hayatımızda yaptığımız en basit ve sıradan işlerde bile farklı zekâ türlerini kullanırız ancak çoğu zaman bu durumun farkında bile olmayız.

Çoklu zekâ kuramında yer alan sekiz zekâ türünü ise şöyle sıralayabiliriz:

-Sözel/Dilsel
-Matematiksel/Mantıksal
-Bedensel/Devinişsel/Kinestetik
-Görsel/Uzamsal
-Sosyal Zekâ
-Müziksel/Ritmik
-Öze Dönük/İçsel/Bireysel
-Doğa Zekâsı

Değerli okurlar; bu yazımızda "çoklu zekâ kuramı nedir?" sorusuna cevap aradık. İlerleyen süreçte çoklu zekâ kuramında yer alan sekiz zekâ türüne de sitemizde yer vereceğimizi bildirerek yazımızı bitiriyoruz. Herkese, mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...



9 Ağustos 2019 Cuma

Öğretim Stratejileri Nelerdir?


Öğretim stratejileri, eğitim-öğretim sürecinde daha önceden belirlenen hedeflere ulaşmak açısından önemli bir yere sahiptir. Öğretim stratejileri sayesinde eğitim-öğretim sürecinin etkililiği ve verimliliği artar ve bu süreç düzenli bir biçimde yürütülür. Peki öğretim sürecinde bu denli önemli bir yere sahip olan öğretim stratejileri nelerdir? Bu soruya cevap arayalım: 

1) Sunuş Yoluyla Öğretim Stratejisi 

David Ausubel tarafından geliştirilen bu stratejiye göre öğrenciler bilgileri hazır olarak alırlar. Öğretmen merkezli olan bu stratejide bilgiler öğretmen tarafından organize edilerek öğrencilere sunulur. Eğer bir konunun işlenişinde öğretmen önce genel tanımlardan başlayıp örneklere ve ayrıntılara doğru gidiyorsa yani başka bir deyişle tümdengelim yöntemini kullanıyorsa bu derste sunuş stratejisi uygulanıyor demektir. 

2) Buluş Yoluyla Öğretim Stratejisi 

Bruner tarafından geliştirilen bu stratejiye göre öğrenciler bilgileri hazır olarak değil, bir bilim adamı gibi çalışarak, araştırarak ve sorgulayarak keşif yoluyla alırlar. Bu nedenle bu stratejinin diğer bir adı da "keşif yoluyla öğrenme"dir. Bu stratejide öğrencinin merakının diri tutulması öncelikli amaçlardan birisidir. Merak ve sezgisel düşünmenin önemli olduğu bu stratejide konuyla ilgili önce örnekler verilir sonra genel tanımlara geçilir. Yani örnekten kavrama doğru gidilir. Başka bir deyişle buluş stratejisinde tümevarım yönteminin uygulandığını söyleyebiliriz. 

3) Araştırma-İnceleme Stratejisi 

John Dewey tarafından geliştirilen bu stratejide amaç gerçek hayatta karşılaşılabilecek problemleri araştırma ve inceleme yoluyla problem çözme basamaklarını kullanarak çözebilmektir. Sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklere uygun olan bu stratejinin bir diğer amacı da öğrencilere bilimsel düşünme becerisini kazandırmaktır. 

Değerli okurlar; bu yazımızda "öğretim stratejileri nelerdir?" sorusuna cevap aradık ve bu konuyu yüzeysel bir şekilde ele aldık. İlerleyen süreçte bu stratejileri ayrıntılı olarak ele alacağız. Lütfen takipte kalın :) 

Görsel Kaynak: slideplayer.biz.tr 

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Öğretim İlkeleri Nelerdir? Öğretim İlkelerinin Eğitim-Öğretim Sürecindeki Yeri ve Önemi

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/letter-blocks-247819

Daha önceden belirlenmiş eğitim hedeflerine ulaşabilmek için, eğitim-öğretim sürecini daha verimli hale getirebilmek ve etkili kılmak için her yaş ve düzey için kabul görmüş uygulamalara öğretim ilkeleri denir.

Öğretim ilkeleri, öğretim yaşantılarının düzenlenmesi aşamasında ve her aşamada öğretmenlere rehberlik eder. Eğitim-öğretim sürecinin planlı yürütülmesine katkıda bulunur ve bu sürecin verimli ve etkili bir biçimde yürütülmesini sağlar.

Öğretim ilkeleri öğretmenlere rehberlik etmekle kalmayıp ders kitaplarının hazırlanmasında da konu alanı ve ölçme-değerlendirme uzmanlarının en temel yardımcısı olur. Konu alanı ve ölçme-değerlendirme uzmanları ders kitaplarının hazırlanmasında öğretim ilkelerini dikkate alır.

Öğretim ilkelerinin tanımını yaptıktan ve bu ilkelerin eğitim-öğretim sürecindeki yeri ve önemine kısaca değindikten sonra "öğretim ilkeleri nelerdir?" sorusuna cevap arayalım. Başlıca öğretim ilkeleri şunlardır:

1) Hedefe Uygunluk (Hedefe Görelik)

Eğitim doğrudan veya dolaylı olarak birçok faktörle etkileşim içindedir. Eğitimin etkileşim içinde bulunduğu faktörler birey, toplum, konu alanı ve hatta doğa özellikleridir. Eğitim süreci bireyin, toplumun, konu alanının ve doğanın özelliklerine göre düzenlenir ve bu düzenlemeler de önceden belirlenmiş hedeflere göre yapılır. Eğitim-öğretim sürecinde yapılan tüm faaliyetler hedefe uygun olmalıdır. Hedefler ise günlük yaşantıda kullanılabilir nitelikte olmalı ve bireyin ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir. Eğitim-öğretim sürecinde kullanılan strateji, yöntem ve teknikler belirlenen hedeflere uygun olmalıdır.

2) Öğrenciye Görelik (Düzeye Uygunluk)

Aynı yaş grubunda da olsalar öğrenciler psikolojik, zihinsel ve fizyolojik özellikler bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Hiçbir öğrenci diğerine benzemez. Bireyler çalışma istek ve gayretleri bakımından, zeka düzeyleri ve ilgi-yetenek bakımından birbirlerinden farklı özellikler gösterirler. Bu nedenle eğitim-öğretim sürecinin düzenlenmesinde öğrencilerde görülen bireysel farklılıklar göz önünde tutulmalı ve düzenlemeler bu kritere yapılmalıdır.

3) Bilinenden Bilinmeyene

Günümüz eğitim anlayışında öğretilecek yeni bilgiler daha önceden öğrenilmiş eski bilgilerle ilişkilendirilerek bireye sunulur. Yeni bilgilerle eski bilgilerin ilişkilendirilmesi etkili ve kalıcı öğrenmeyi sağlar. Bu ilkeye göre öğretim sürecine öğrencilerin bildiklerinden başlanmalı, onların hazırbulunuşluk düzeyleri tespit edilmeli, daha sonra bilinmeyenlere yer verilmelidir. Örneğin; dersinde çarpma işlemini işleyen bir matematik öğretmeninin öğrencilere çarpma işlemini öğretirken toplama işleminden yararlanması bu ilkeye uygun hareket ettiğini gösterir.

4) Somuttan Soyuta

Bireyin zihinsel gelişimi somuttan soyuta doğrudur. İlkokul 1-3. sınıf öğrencileri için yapılan öğretim etkinliklerinin öğrencilerin duyu organlarına göre tasarlanması gerekir. Çünkü bu düzeydeki öğrenciler gözle görebildikleri, elle tutabildikleri nesneler yoluyla konuları öğrenebilmektedirler. Bu nedenle söz konusu konuya ilişkin somut nesne ve modeller sınıf ortamına getirilmeli, bu mümkün değilse konuya ilişkin nesnelerin fotoğrafları ya da bilgisayar ortamındaki tasarımları sınıf ortamında öğrencilere sunulmalıdır. Soyut konuların öğretiminde olabildiğince somutlaştırma yapmak öğretim sürecinden istenilen düzeyde verim alınmasını sağlar. Örneğin; dersinde güneş sistemini işleyen bir öğretmenin sınıf ortamına güneş sistemi modelini getirmesi ve dersi bu modele göre işlemesi somuttan soyuta ilkesine uygun bir uygulamadır.

5) Yakından Uzağa

Öğrencilerin yakın çevresine ve yaşadığı zamana ilgisi daha fazladır. Bu nedenle öğretim etkinlikleri düzenlenirken yakından uzağa doğru bir süreç izlenmelidir. Yakınlık hem yer hem de zaman açısından dikkate alınmalıdır. Örneğin; "Ülkemizi Tanıyalım" konusunu işleyen bir öğretmenin mahalle-semt-ilçe-il-bölge-ülke sıralamasına uyması yakından uzağa ilkesine göre yapılan bir uygulamadır. Öğretmen konuyu işlerken öğrencinin yakın çevresinden yani yaşadığı mahalleden başlamıştır. 

6) Kolaydan Zora (Basitten Karmaşığa) 

Bir öğretmen derste konuyu işlerken öğrenme konularını ön koşul ve aşamalılık ilkelerine göre işlemeli, konuları zorlukları açısından derecelendirmelidir. Öğretmen, konuların öğretiminde önce kolay ve giderek zorlaşan bilgilere doğru ilerleyen bir yol izlemelidir. Kolaydan-zora ilkesini uygulayan bir öğretmen hem öğrencilerin derse olan ilgilerini ve motivasyonlarını artırır hem de eğitim-öğretim sürecinden beklediği verimi alır. 

7) Açıklık (Ayanilik) 

Bu ilkeye göre öğretim ortamı ne kadar çok duyu organına hitap ederse o oranda kalıcı öğrenmeler gerçekleşir. Bu nedenle eğitim ortamları birden fazla duyu organına hitap edecek şekilde düzenlenmelidir. Bu ilkenin ikinci boyutu ise eğitim-öğretim sürecinde kullanılan dilin, kavramların açık ve net olmasıdır. Öğretmen dersini işlerken öğrencinin düzeyine uygun ifadeler kullanmalıdır. 

8) Hayatilik (Yaşama Yakınlık) 

Yaşama yakınlık ilkesi eğitim-öğretim sürecinde öğrencinin günlük hayatta işine yarayabilecek bilgilerin verilmesini ifade eder. Verilen bilgi günlük hayatta öğrencinin işine yaramalı, öğrenci edindiği bilgiyi günlük yaşamda kullanabilmelidir. Günümüz eğitim anlayışına göre eğitim yaşama hazırlıktan ziyade yaşamın bizzat kendisidir. Bu nedenle eğitim yaşamdan kopuk olmamalı, yaşama dönük olmalıdır. Ders işlenme sürecinde içerik ve etkinliklerdeki örnekler günlük hayatın içinden seçilmelidir. 

9) Ekonomiklik 

Bu ilkeyi "bir taşla iki kuş vurmak" deyimi en iyi açıklayan deyimdir. En az enerjiyle, en az maliyetle en yüksek kazanca ve verime ulaşmayı ifade eder. Bir araç-gereçle, bir yöntem ve teknikle, bir etkinlikle birden fazla kazanıma ulaşmak ekonomiklik ilkesini ifade eder. 

10) Güncellik (Aktüalite) 

Bu ilke ders konularıyla güncel olayların ilişkilendirilmesini sağlayan ilkedir. Konular güncel olay ve sorunlarla ilişkilendirilerek anlatılır. Öğrencilerin ülkemizde ve dünyada yaşanan olaylara ilgi duymasını sağlar. Öğrenme konularını güncel olaylarla ilişkilendirebilen öğrenciler etkili ve kalıcı öğrenmeler elde ederler. Dersinde "göç" konusunu işleyen bir öğretmenin Suriye'deki iç savaş nedeniyle ülkemize yapılan göçleri örnek göstermesi güncellik ilkesine örnektir. Ayrıca derslerde belirli gün ve haftaların ve yerel kurtuluş günlerinin ele alınması da bu ilkeye örnektir. 

NOT: Hayatilik ilkesi ile güncellik ilkesi birbirine yakındır. Bu nedenle karıştırılmamalıdır. Hayatilik ilkesi öğretim sürecinde verilen bilgilerin günlük yaşamda kullanılabilir olmasını ifade ederken güncellik ilkesi ise öğretilecek bilgilerin güncel konularla ilişkilendirilerek anlatılmasını ifade eder. 

11) Bütünlük 

Bu ilkeye göre öğrenci, zihinsel, fiziksel ve psikolojik yönden bir bütündür. Öğrenci sadece bilgi boyutuyla değil, her yönüyle ele alınır. Öğrenci, zihinsel, fiziksel ve psikolojik yönden bir bütün olarak yetiştirilir ve geliştirilir. Bu ilke sadece bireyin bütünlüğünü değil bilginin bütünlüğünü de ön plana çıkarır. Örneğin; ilkokulda fen bilgisi ve sosyal bilgiler dersi ayrı ayrı değil bir bütün olarak hayat bilgisi adı altında işlenir. Bu uygulama bütünlük ilkesine göre yapılan bir uygulamadır.

12) Etkin Katılım, İş, Aktivite-Yaparak Yaşayarak Öğrenme

Geçmişte eğitim psikolojisi alanında yapılan çeşitli deneyler ve bilimsel araştırmaların da ortaya koyduğu gibi yaparak-yaşayarak öğrenme etkili ve kalıcı öğrenmeler açısından çok önemli bir yere sahiptir. Günümüz eğitim anlayışında öğrenciler sınıfta pasif dinleyen bir konumda olmamalı, öğretim ortamına etkin bir şekilde katılım göstermelidir. Öğrenci sorular sormalı, tartışmalara katılmalı, araştırmalı, olaylar ve bilgiler arasında çeşitli bağıntılar kurmalı ve bütün bunlar sonucunda bir sonuca ulaşabilmelidir. Eğitim ortamları öğrencilerin etkin katılabilecekleri şekilde düzenlenmelidir. Öğretmenler ise öğrencileri etkin katılıma teşvik etmelidir.

13) Sosyallik (Otoriteye İtaat ve Özgürlük) 

Eğitimin amaçlarından birisi de bireyin sosyalleşmesine katkıda bulunmaktır. Öğrenci sosyalleşme sürecinden geçerken bir yandan da kuralları öğrenir. Biz bunu otoriteye itaat olarak açıklayabiliriz. Bu ilkeye göre öğrenci öğretim ortamında sosyal olmalı, sosyal olurken de bir yandan kuralları öğrenmeli, kendi kararlarını verebilmeli, yani başka bir deyişle özgür iradesini kullanabilmeli, iş birliği içinde çalışabilmelidir.

14) Tümdengelim (Bütün-Parça-Bütün İlişkisi) 

Günümüz eğitim anlayışı daha çok tümevarım (parçadan bütüne doğru ilerleme) yöntemini teşvik etse de tümdengelim (bütünden parçaya) yöntemi de öğretim ilkeleri arasında yer alır ve bu ilke öğretim ortamında kullanılır. Bu ilkeye göre öğrenme konuları ana başlıklardan yani bütünden alt başlıklara (parçaya) ayrılarak düzenlenmelidir.

15) Transfer Edilebilme İlkesi 

Transfer; başlangıçta edinilen bilginin benzer, yeni durumlarda da kullanılabilmesini ifade eder. Örneğin; bir öğrenci matematik dersinde öğrendiği kuralları fizik dersinde de kullanırsa bu ilkeye uygun hareket etmiş olur.

Değerli okurlar; bu yazımızda "öğretim ilkeleri nelerdir?" sorusuna cevap aradık. Bir başka yazımızda görüşmek üzere...












27 Temmuz 2019 Cumartesi

Çocuğunuzun Tatilini Verimli Geçirmesini Sağlayacak Öneriler

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/action-activity-boy-children-296301/

Çocuk-genç-yaşlı demeden hepimizin yılın belirli dönemlerinde tatile ihtiyacı var. Modern yaşamın üstümüze yüklediği sorumluluklardandır çalışıp üretime katkıda bulunmak. Çünkü toplumlar çalışıp çabalayan bireylerin katkısıyla gelişip yükselirler. Bizler de bunun bilincinde olarak çalışır ve topluma katkı sağlamaya çalışırız. Toplum hayatında çocuklarımızın da belirli sorumlulukları vardır. Onların görevi ise derslerine düzenli olarak çalışıp kendilerini geleceğe hazırlamak. İşte bu güzel çocuklarımız bir yıl boyunca çalıştılar, çabaladılar, ödevlerini düzenli olarak yaptılar ve tatili fazlasıyla hak ettiler. Peki tam bu noktada insanın aklına şu sorular geliyor: Çocuğumuz tatilini nasıl geçirmeli? Tatilde yapılabilecek etkinlikler nelerdir? İsterseniz hemen bu sorulara cevap aramaya başlayalım.

Öncelikle tatilin bedeni ve zihni dinlendirmek için olduğunu unutmayalım. Bizler öyle bir plan yapmalıyız ki hem çocuklarımız eğlensin ve dinlensin hem de bütün bir yıl boyunca öğrendiklerini unutmasınlar ve kendilerini geliştirmeye devam etsinler. Bizim bu ölçütü dikkate alarak plan yapmamız şart. Unutmadan şunu da söyleyelim: Tatil planınızı çocuğunuzla birlikte yapın, onun da fikirlerini alın; onun fikirlerini almanız kendisini değerli hissetmesini sağlayacaktır. Gelelim önerimize... Günde bir saati geçmeyecek şekilde çocuğunuzun bir yıl boyunca öğrendiklerini unutmaması ve pekiştirmesi adına bir ders çalışma programı hazırlayabilirsiniz. Dikkat edin; bu program çocuğunuzun dinlenmesine engel olmamalı. Bu ders çalışma programında çocuğunuzun eksikliklerini belirleyip bu eksikliklere odaklanmanızda da fayda var. Peki günde bir saati geçmeyecek şekilde ders çalışma programını hazırladıktan sonra başka ne gibi etkinliklerde bulunabiliriz? Bunları da maddeler halinde anlatalım:

1) Günün belirli saatlerinde ailecek kitap okuma etkinliği yapabilirsiniz. Kitap okumak insana bilgi kazandırır, insanın ufkunu genişletir ve farklı kültürleri ve yaşam tarzlarını tanımasını sağlar. Kısacası kitap okumak sizi ve çocuğunuzu birçok yönden geliştirir.

2) Çocuğunuzla birlikte tiyatro ve sinemaya gidebilirsiniz. Ancak gideceğiniz oyunların ve filmlerin çocuğunuzun gelişimsel özelliklerine uygun olması şarttır. Yani başka bir deyişle bu konuda oldukça seçici olmanız lazım.

3) Günün uygun saatlerinde ya da haftada birkaç gün şehir hayatının sıkıcı ve tempolu hayatından uzak yerlerde aile olarak doğa yürüyüşlerine çıkabilirsiniz. Böylece çocuğunuz doğayı ders kitaplarından öğrenmek yerine gözlemleyerek öğrenir ve bu da çocuğunuzun gelişimine artı puan kazandırır.

4) Çocuğunuzla birlikte bulunduğunuz şehirdeki ya da -imkânınız varsa- çevre şehirlerdeki müzeleri ziyaret edebilirsiniz. Müze ziyaretleri sizin ve çocuğunuzun kültürel gelişimine büyük katkı sağlar.

5) Fazla olmamak kaydıyla planlı ve kontrollü bir şekilde çocuğunuza televizyon da izlettirebilirsiniz. Ancak televizyonda izlemesine izin verdiğiniz programların eğitici ve öğretici nitelikte olmasına dikkat etmenizde fayda var.

6) Çocuğunuzla birlikte onun zihin-kas koordinasyonunu (psikomotor gelişimini) destekleyecek oyunlar oynayabilirsiniz.

7) Uzmanlar genellikle çocukların tablet bilgisayar vb. teknolojik araçlarla uzun süre oynamasını önermez. Bu son derece doğru bir öneridir. Ancak sizler tablet bilgisayarınıza çocuğunuzun zihinsel gelişimini destekleyecek oyunlar ve uygulamalar yükleyerek çocuğunuzun bu oyunları oynamasına izin verebilirsiniz. Ancak yine söylüyoruz ki abartmadan, aşırıya kaçmadan, kontrollü bir şekilde oynamalarına izin verin.

8) Çocuğunuzu spor, resim, drama, müzik vb. kurslara da gönderebilirsiniz. Bu tür kurslar çocuğunuzun kişisel ve sosyal gelişimine katkıda bulunur.


Değerli okurlar; tatiller çocuğunuzun boş zaman geçirmesini sağlayan zaman dilimleri değildir. Bu nedenle çocuğunuzun tatilini verimli bir şekilde geçirmesini sağlamak sizlerin elinde. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

23 Temmuz 2019 Salı

Üniversite ve Bölüm Tercihinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Dünyamız hızla değişiyor. Buna bağlı olarak yaşam tarzımız ve tercihlerimiz de değişiyor. Gelecek bilim ve teknolojide... Bilim, teknoloji, toplumsal ve konu alanındaki değişmeler ve gelişmeler tercihlerimizi etkiliyor ya da etkilemelidir de. Değerli Eğitim Antolojisi okurları; bugünkü yazımızda üniversite ve bölüm tercihinde dikkat edilmesi gerekenler konusu üzerinde duracağız.

YKS tercihlerinde üniversite ve bölüm tercihi yaparken işinizi baştan sıkı tutmanız gerek. Baştan savma, özensiz bir şekilde tercih yapmayın. İyi düşünün ve sağlıklı kararlar verin. Öncelikle hedefinizi iyi belirleyin. Hangi üniversite ya da hangi bölümü istiyorsunuz? Bu soruya bir cevabınız olsun ve bu doğrultuda iyi bir tercih yapmaya çalışın. Çevrenizin baskısıyla istemediğiniz, mutlu olamayacağınız üniversite ve bölümleri tercih listenize almayın.

Bilinçli bir tercih yapmalısınız. İstekli olduğunuz üniversite ve bölümleri seçerken diğer yandan da seçeceğiniz bölümün iş olanaklarını da araştırıp ona göre bir karar verin. "İş olanakları nasıl? Mezun olduğumda rahatlıkla iş bulabilir miyim?" sorularını göz önünde bulundurun ve bu sorulara cevap arayın. Eğer okumayı  istediğiniz bir bölümse ve iş olanakları da iyiyse hiç düşünmeden tercihinizi yapabilirsiniz.

Tercih yaparken seçtiğiniz üniversitenin niteliğini de göz önünde bulundurun. Zira özel sektörde çalışmak ve kariyer yapmak istiyorsanız hangi üniversiteden mezun olduğunuz işveren tarafından dikkate alınır ve işveren çoğu zaman bu ölçüte göre karar verir.

Tercih yapmadan önce zihninizde yerleşmek istediğiniz üniversite ve bölümleri belirlediniz. Şimdi sıra o üniversite ve bölümler hakkında araştırma yapmakta. Değerli okurlar; altını çizerek söylüyoruz ki yerleşmek istediğiniz üniversitelerin öğrencilere sağlayacağı imkânları iyice araştırın. Aynı şekilde okumak istediğiniz bölümü seçerken de göreceğiniz derslerin hangi dersler olduğunu ve bu derslerin hoşlanacağınız nitelikte olup olmadığını iyice araştırın. Tercihlerinizi buna göre sıralayın. Sadece puana bakarak tercih yapmayın. Konunun uzmanı rehber öğretmenlerden destek alarak bu süreci hatasız atlatmaya çalışın.

Değineceğimiz önemli konulardan birisi de şu: "Yerleşeyim de neresi olursa olsun!" düşüncesiyle kesinlikle hareket etmeyin. Bu tutum çok yanlış bir tutum. Bu düşünceyle hareket ettiğiniz takdirde yıllarınızın heba olması riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Tercih aralığını geniş tutmanızda fayda var. Tüm tercih haklarınızı kullanın. Kendinize alternatif üniversite ya da bölümler belirleyin. Tabii ki belirleyeceğiniz alternatif üniversite ya da bölümler ilgi alanlarınız dahilinde olsun. Tek bir üniversite ya da tek bir bölüme odaklanmayın.

Değerli adaylar; tercih yaparken hem ailenizle hem de konunun uzmanı rehber öğretmeninizle iş birliği içinde hareket edin ve onlarla sürekli iletişim halinde olun. Tercih yaparken sağlam ve gerçekçi kararlar almaya çalışın. Sırf aileniz istiyor diye istemediğiniz üniversite ya da bölümleri tercih etmeyin. Ailelerin de bu konuda oldukça duyarlı olması şart.

Tercih yaparken aldığınız puanın ne anlama geldiğini rehber öğretmeninizle birlikte iyice analiz edin. Puanınızı ve sıralamanızı puan türlerine göre değerlendirin.

Seçeceğiniz bölümün alan içi olup olmadığını tespit edin, kontenjan sayılarını da dikkate alarak tercih yapın. Bölümün özelliklerini en ince ayrıntısına kadar araştırın. Daha önce o üniversite ve bölümde okumuş bir tanıdığınız varsa o kişiden bilgi almaya çalışın ya da internette güvenilir kaynaklardan kapsamlı bir araştırma yapın.

Değerli okurlar ve üniversite adayları; devir bilgi, bilim ve teknoloji devri... Tercihlerinizi yaparken bu faktörü de göz önünde bulndurun. Öngörülere göre yapay zekânın önemli bir yer tutacağı bir gelecek bizleri bekliyor. Eğer bilime, teknolojiye meraklıysanız ve bu alanda kariyer yapmak istiyorsanız programlarına yapay zekâyı dahil eden üniversiteleri tercih edin.

Yazımızı bitirmeden önce şu konuya da değinelim: Geleceğin mesleklerine odaklanmak yerine mesleklerin geleceğine odaklanın. Mesleklerin geleceğini araştırıp bu doğrultuda tercihlerinizi yapmalısınız. Seçim sizin, karar sizin. Önermesi bizden, uygulaması sizden. Herkese huzur ve mutlulukla dolu sağlıklı günler...


20 Temmuz 2019 Cumartesi

Birincil Bilgi Kaynakları Nelerdir?



Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/text-on-shelf-256417/

Yapılandırmacı yaklaşım; bilginin tekrarını değil, transferini ve yeniden yapılandırılmasını savunan günümüzün eğitim anlayışıdır. Bu yaklaşıma göre; öğretmen bilgiyi öğrenciye doğrudan sunmaz; öğrenci bilgiyi kendi çabalarıyla elde eder. Öğrenci bilgiye ulaşmak için araştırır, sorular sorar, sorgular, tartışır. Yapılandırmacı yaklaşım öğrencinin öğretim ortamına aktif bir şekilde katılımını teşvik eden bir yaklaşımdır.

Yapılandırmacı yaklaşım; öğretmenin öğrenciye doğrudan bilgi sunduğu, ikincil bilgi kaynaklarına ulaşmayı teşvik ettiği, öğrencilerin düşüncelerini dikkate almadığı, öğrenciye aktif katılım sağlamadığı gerekçesiyle geleneksel öğretim anlayışını reddeden bir yaklaşımdır. Yapılandırmacı anlayışa göre öğretim ortamı demokratik bir ortamdır ve bu demokratik ortamda öğretmen öğrencilerin de görüşünü alır ve kararlar birlikte verilir.

Yapılandırmacı yaklaşımda hazır bilgiye yer yoktur ve bu yaklaşımın temel amacı ise öğrencilere gerçek yaşam deneyimleri kazandırmaktır. Yapılandırmacı yaklaşım bu amacına ulaşabilmek için öğrencileri birincil bilgi kaynaklarına ulaşmayı teşvik eder. Bu yaklaşıma göre öğrenci bilgiyi birincil bilgi kaynaklarından öğrenmelidir. Peki birincil bilgi kaynakları nelerdir?

Birincil bilgi kaynakları, öğrencinin doğrudan kendi yaşantısı yoluyla elde ettiği başka bir deyişle gerçek yaşam deneyimleriyle elde ettiği verilerdir. Gerçek modeller, deneyler, gözlem, görüşme vb. kaynaklar birincil bilgi kaynaklarını oluşturur.

Birincil bilgi kaynaklarıyla öğrenmeye ilişkin örnekler:

-Ay'ın evrelerini ders kitabından öğrenmek yerine gözlemleyerek öğrenme (Gözlem yoluyla öğrenme kalıcı bir öğrenme sağlar.)

-Öğrencinin peri bacalarını ders kitabından veya başka materyallerden değil bizzat peri bacalarının bulunduğu yere gidip öğrenmesi, tanıması (Öğretmen gerekli izinleri aldıktan sonra o bölgeye gezi düzenleyebilir.)

-Derste yaprak türlerini işleyen bir öğretmenin yaprak türlerini ders kitabından veya başka materyallerden göstermek yerine öğrencilerini dışarı çıkarıp söz konusu yaprak türlerini öğrencilerine doğal ortamda gösterip tanıtması ya da onlardan yaprak toplamalarını istemesi

-"Vücudumuzu Tanıyalım" ünitesini işleyen bir öğretmenin bu üniteyi sözel bilgilerle işlemek yerine bir insan vücudu modeli üzerinde işlemesi

-Göstermeye bağlı edebi metinlerden tiyatro türünü işleyen bir öğretmenin bu konuyu kitaptan veya başka materyallerden işlemeyip bizzat uygulamaya dayalı işlemesi (Sınıfça tiyatro etkinliği düzenlenir. Tüm öğrencilerin aktif katılımı sağlanır. Böylece öğrenciler yaparak-yaşayarak öğrenme yoluyla tiyatroya dair terimleri ve bu türün başlıca özelliklerini öğrenir.)

Örneklerden de görüleceği üzere yapılandırmacı yaklaşımda gözlem, gezi, gerçek modeller ve sürece aktif katılım yoluyla birincil bilgi kaynakları üzerinden öğrencilere çeşitli bilgiler ve beceriler kazandırılır, etkili ve kalıcı öğrenmelerin kapısı aralanır. Birincil bilgi kaynaklarından öğrenme bir nevi yaparak-yaşayarak öğrenmeye vurgu yapar.

Değerli okurlar; buraya kadar sizlere birincil bilgi kaynaklarından bahsettik. Bir de "ikincil bilgi kaynakları nedir?" sorusuna yanıt arayalım.

İkincil bilgi kaynakları; başka birileri tarafından oluşturulmuş, öğrenciye hazır olarak sunulan bilgileri ifade eder. Yani başka bir deyişle öğrencinin gerçek yaşam deneyimlerinden elde etmediği bilgilerdir. Ders kitapları bu tür kaynaklara en güzel örnektir.

Yazımızı bitirmeden önce "ders kitapları" konusunda kısa bir anekdotu sizlerle paylaşalım. Yazımızın son kısmından "Öğretim sürecinde ders kitapları kullanılmasın." diye bir sonuç çıkarılmasın. Ders kitapları eğitim-öğretim sürecinin merkezinde olan materyallerdir. Öğretim sürecinin olmazsa olmazıdır. Ders kitapları sadece tek başına etkili ve kalıcı öğrenme için yeterli değildir. Vurgulamak istediğimiz konu da budur.

Değerli okurlarımız; sizlere bu yazımızda yapılandırmacı yaklaşımdan ve bu yaklaşımın vazgeçilmez parçalarından olan birincil bilgi kaynaklarından bahsettik. "Birincil bilgi kaynakları nelerdir?" sorusuna cevap ararken bir yandan da ikincil bilgi kaynakları hakkında da kısa ve öz bilgi vermeye çalıştık. Yorumlarınızı bekler, okuduğunuz için de teşekkür ederiz.





26 Haziran 2019 Çarşamba

Eğitimde Program Geliştirmenin Temel Özellikleri

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/coffee-cup-mug-desk-5251/


Merhaba değerli okurlarımız. Bugünkü yazımızda eğitimde program geliştirmenin temel özellikleri üzerinde duracağız.

Bir ülkenin her alanda gelişebilmesi için o ülkede uygulanmakta olan eğitim sisteminin çağın gereklerine uygun bir şekilde yapılandırılması ve geliştirilmesi gerekir. Her ülkenin doktorlara, öğretmenlere, hukukçulara, sanatçılara, sporculara kısacası her meslek grubundan yetişmiş nitelikli insanlara ihtiyacı vardır. Bu saydığımız meslek gruplarının mensupları söz konusu ülkenin eğitim sisteminden çıkan insanlardır. Bu nedenle bizlerin eğitimde program geliştirme konusu üzerinde durmamız gerekir.

Program geliştirme, uygulanmakta olan programın yaşadığımız çağın ihtiyaç ve beklentilerine uygun hale getirilmesi için yapılan sistemli çalışmaların bütünü olarak tanımlanabilir. Program geliştirmede;

-Niçin öğretelim?
-Ne öğretelim?
-Nasıl öğretelim?
-Ne kadar öğrettik?

gibi sorulara yanıt aranır.

Program geliştirmeden kısaca söz ettikten sonra program geliştirmenin temel özelliklerinden de bahsedelim:

-Eğitim, doğrudan veya dolaylı olarak birçok faktörden etkilenir. Eğitimin doğasında bu vardır. Program geliştirme süreci eğitimi etkileyen her şeyle ilgili araştırma yapmayı gerektiren bir süreçtir.

-Bu süreç iş birliği gerektiren bir süreçtir. Ekip çalışmasını zorunlu kılar. Konunun ve ölçme-değerlendirme uzmanlarının koordineli bir şekilde çalışmasını gerektirir.

-Program geliştirme çalışmaları sürekli ve dinamik olan bir süreci içerisinde barındırır. Bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelere, toplumsal gelişmelere ve konu alanlarındaki gelişmelere bağlı olarak yapılır. 

-Bu süreç araştırma-geliştirme sürecini içinde barındıran, ekonomik, siyasi ve sosyal yapı ile ilişkili olan, zamanla sınırlı tutulamayan bir süreçtir. Araştırmalar sonucunda elde edilen bulgulara göre eksiklikler giderilir ve program geliştirilmeye çalışılır. 

-Geliştirilen programlar bir yandan uygulanır; uygulanırken de geliştirilmeye devam edilir. Yani bu süreç uygulama ile iç içe olan bir süreçtir. 

-Bu süreç aşamalı bir süreçtir. Tasarlama (planlama), hazırlama, pilot deneme, değerlendirme ve düzenleme aşamalarından oluşur. 

-Program geliştirme süreci aynı zamanda bir karar verme sürecidir. Bu süreçte hedefler seçilir, içerik seçilir ve düzenlenir ve sonuçlar değerlendirilir. 

-Bu süreç sistematik olmayı gerektiren bir süreçtir. Hedef, içerik, eğitim durumları ve değerlendirmeden oluşan eğitim programı ögeleri arasında dinamik ilişkiler vardır. Bu nedenle ögelerin herhangi birinde meydana gelen değişiklikler diğerlerini de etkiler. 

-İletişim gerektiren bir süreçtir. Merkezden diğer kurumlara, diğer kurumlardan merkeze doğru iletişim gerektiren eşgüdümsel bir süreçtir. Geliştirme çalışmaları kesinlikle merkezden bağımsız yapılamaz. 

-Psikolojik, felsefi, tarihsel, toplumsal, ekonomik, bireysel ve konu alanı gibi kuramsal temellere dayalıdır. 

Değerli okurlarımız, bu yazımızda eğitimde program geliştirmenin temel özellikleri üzerinde durduk. Okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz. 


13 Haziran 2019 Perşembe

Karne Alan Çocuğa Nasıl Davranılmalı?



Karne bütün bir dönem boyunca öğrencinin  gösterdiği akademik başarının bir belgesi niteliğindedir. Ancak şunu da belirtelim ki karne her şey demek değildir. Bunun bilincinde olan anne-baba ve öğrenciler karne dönemini sağlıklı bir şekilde atlatırlar. Değerli okurlarımız; bu yazımızda "karne başarısı", "karne başarısızlığı" ve "karne alan çocuğa nasıl davranılmalı?" konuları üzerinde duracağız. 

Eğitim-öğretimle içli dışlı olan çoğu kişinin de bildiği üzere başarıyı etkileyen tek faktör zekâ değildir. Zekâ dışında başarıyı etkileyen birçok faktör vardır. Eğer çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse şu soruları kendinize sormanız gerekir: 

-Çocuğum çalışma alışkanlığını yeterince kazanabildi mi? 
-Çocuğuma evinde rahat bir ders çalışma ortamı sağlayabildim mi? 
-Çocuğumda sorumluluk duygusu var mı? Sorumluluk duygusu yeteri kadar yerleşmiş mi? 
-Çocuğumun ruhsal yönden durumu nasıl? Duygusal sorunlar yaşıyor mu?
-Çocuğumun hem oyun oynayabileceği hem de derslerine verimli bir şekilde çalışabileceği etkili bir ders planı var mıydı? 

Çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse kesinlikle kendinize bu soruları sormalı ve kendinizi de sorgulamalısınız. Çocuğunuzla duygusal ve akademik yönden yeterince ilgilenmediyseniz, bu karne başarısızlığında sizin de payınız var demektir. O nedenle ebeveynler kendilerini de sorgulamalı ve kendilerinde bulunan eksiklikleri tespit edip buna göre hareket etmelidirler. 

Maalesef üzülerek belirtiyoruz ki karne başarısızlığını dünyanın sonuymuş gibi gören ve algılayan veliler var. Şunu unutmayın ki karne çocuğun tüm performansını yansıtmaz. Karne, akademik başarıyı gösteren bir belgedir. Bu nedenle karneye gereğinden çok fazla anlam yüklemeyin. Karne elbette önemlidir ancak çocuğunuzun ruh sağlığından daha önemli değildir. Hemen bu noktada aklımıza şu soru gelir: "Karne alan çocuğa nasıl davranılmalı ya da davranmalıyım?" İsterseniz maddeler halinde bu sorunun cevabını arayalım: 

1) Çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse öncelikle çocuğunuzla doğru bir iletişim kurarak bu başarısızlığın nedenlerini çocuğunuzla birlikte tespit etmeye çalışın. Onunla birlikte eksikliklerini gidermesine yönelik verimli ve etkili bir çalışma programı hazırlayın. Tabii bu çalışma programını hazırlarken çocuğunuzun beklenti ve ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun. Örneğin; çocuğunuzun oyun ve eğlence faaliyetlerini kısıtlamayın. Oyun ve eğlence faaliyetleri çocuğun ruhsal ve sosyal yönden gelişimini sağlar. 

2) Çocuğunuzu kayıtsız şartsız sevdiğinizi onlara hissettirin. "Annem ve babam beni sadece başarılı olduğumda sever." düşüncesinin çocuğunuzda yerleşmesine izin vermeyin. Koşulsuz sevgiyi hissetmeyen çocuk karne konusunda ve ileriki yaşamında başarıya bağlı yaşayıp olayları ve olguları başarılı olma kriterine göre değerlendireceği için sorunlar yaşayabilir. Karne başarısızlığı yaşayan çocuk ise böyle düşüneceği için bu hususta dürüst olmayan yöntemlere başvurabilir. Bu nedenle dikkatli olmakta fayda var. 

3) Kesinlikle sözel ve fiziksel şiddette bulunmayın. "Senden adam olmaz.", "Tembel, yaramaz" gibi ifadeler çocuğun benlik algısını olumsuz etkiler, ruh dünyasında yaralar açar. Sözel ve fiziksel şiddete uğrayan çocuğun özgüveni azalır ve kişilik gelişimi de olumsuz etkilenir. 

4) Karnedeki davranış notlarına da vurgu yapın. Çocuğunuz akademik anlamda başarılı olamayabilir ancak davranışsal anlamda öğretmeninin beğenisini kazanmışsa onu bu yönden takdir edin. Ancak daha sonra ders notlarına da dikkat çekin ve bu başarısızlığın nedenlerini tespit etmeye çalışın. 

5) Karne başarısızlığı hususunda çocuğunuza ceza vermek sağlıklı sonuçlar doğuramayabilir. Bu nedenle ceza vermek yerine yukarıda da belirttiğimiz gibi başarısızlığın nedenlerini tespit edip buna yönelik bir çalışma programı hazırlayın. 

6) Bizim toplumumuzda bir efsane vardır: "Komşunun çocuğu efsanesi". Anne babalara göre "komşunun çocuğu" ya da "filancanın çocuğu" her konuda başarılıdır ve kendi çocuklarının önündedir. Anne-babalar çoğu zaman çocuklarını motive edebilmek için bu söylemi kullanırlar. Ancak bu söylem kesinlikle yanlıştır ve çocuğunuzu motive etmez. Aksine onlarda yetersizlik duygusunun oluşmasına yol açar ve özgüvenlerini azaltır. Bu nedenle kötü bir karne getiren çocuğunuzu kesinlikle akranlarıyla veya kendi çocukluğunuzla kıyaslamayın. 

7) Çocuğunuzu aldığı not üzerinden değerlendirmeyin. Onun dönem boyunca gösterdiği çabasına vurgu yapın ve onu çabaları için takdir edin. "Başarılı olamasan da elinden geleni yaptın ve çok çabaladın. Gösterdiğin çaba nedeniyle seninle gurur duyuyorum." gibi bir söylem çocuğunuzun ruhsal durumu için uygun bir söylemdir. 

8) Karne üzerinden çocuğunuzun hayatta başarılı olup olamayacağı konusunda tespitler yapmaktan kaçının. Çünkü karne, çocuğun hayat başarısının göstergesi olamaz. Karnesi çok iyi olan bir öğrenci ilerleyen zamanlarda hayatta başarısız da olabilir. Bunun tam tersi karnesi kötü olan bir öğrenci ileride başarılı olabilir. Bu konuda sağlıklı değerlendirmeler yapmakta fayda var. 

9) Ebeveynler olarak çocuğunuzu başarılı ya da başarısız yönleriyle iyi tanımaya çalışın. Her insanın farklı konularda farklı yetenekleri vardır. Çocuğunuza yetenekleri ve donanımı doğrultusunda bir başarı kriteri belirleyin ve karne başarısını ya da başarısızlığını bu doğrultuda değerlendirin.

10) Çocuğunuza her şeyden önce kendisi ve geleceği için çalışıp başarılı olması gerektiği bilincini aşılayın ve iyi bir karne getiren çocuğunuza onu şımartacak tarzda abartılı övgülerde bulunmaktan kaçının ve onlara pahalı ödüller almayın.

11) Karne, çocuğun zekâ seviyesi hakkında yeterli bilgi vermez. Zaten karne çocuğun zekâ seviyesinin göstergesi değildir. Bunu göz önünde bulundurarak çocuğunuzu zekâ seviyeleri açısından gruplandırmaya dahil etmeyin. Başka bir deyişle çocuğunuzu "zekâ seviyesi ileri veya geri" şeklinde tanımlamaktan kesinlikle uzak durun.

Değerli okurlar; kötü karne dünyanın sonu değildir. Yazımızda da vurguladığımız gibi ortada kötü bir karne varsa başarısızlığın nedenlerini tespit edip bir yol haritası çizmeniz oldukça isabetli bir karar olacaktır. Unutmayın ki karne önemlidir ancak çocuğunuzun ruh sağlığından daha önemli değildir. Çocuğunuzun gelişimsel özelliklerini ve ruhsal durumunu göz önünde tutarak iş birliği içerisinde karne sürecini sancısız bir şekilde atlatmak aslında sizin elinizde. Karne, çocuğunuzun zekâ seviyesini ortaya çıkaran bir belge değil, akademik başarının derecesini ortaya çıkaran bir belgedir. Bunu göz önünde tutup buna göre sağlıklı değerlendirmeler yapmakta büyük bir fayda görüyoruz.

Değerli okurlarımız, bu yazımızda "karne başarısı", "karne başarısızlığı" ve "karne alan çocuğa nasıl davranılmalı?" konuları üzerinde durduk. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

28 Mayıs 2019 Salı

Liselere Yeni Sistemle Birlikte Gelen Değişiklikler



Her şeyin hızla değiştiği dünyada çeşitli yenilikler yapmak kaçınılmaz bir durum. Bilimsel, teknolojik, toplumsal ve konu alanlarında yaşanan yeni gelişmeler bizleri eğitimde çeşitli yenilikler yapmaya mecbur kılıyor. Gerek bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan yeni gelişmeler, gerek eğitimde verimliliğinin en üst düzeye taşınmak istenmesi nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından lise öğrenimine çeşitli yenilikler getirildi. Bu yazımızda liselere yeni sistemle birlikte gelen değişiklikleri ele alacağız.

Yeni sistemle birlikte gelen değişiklikler:

1) Ders sayısı azalıyor. Eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerin öğrendiklerini içselleştirmesi oldukça önemli. Bu amaçla lise öğreniminde ders sayısının azalmasına karar verildi. Ders sayısının azalmasıyla öğrencilerin omuzlarındaki yükün hafifletilmesi amaçlanıyor.

2) Liselere kariyer ofisleri geliyor. Kariyer ofislerinin amacı sanıyoruz ki öğrencilerin yeteneklerini ve neye yatkın olduklarını tespit etmek ve onlara ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda rehberlik etmek. Onların gelecekleri hakkında planlamalar yapmak. Nice yetenekli öğrenci yeterli rehberlik hizmeti göremediği için bu eğitim sistemi içinde yitip gitti. Umuyoruz ki kariyer ofisleri verimli ve etkili bir şekilde kullanılır ve öğrenciler ilgilerine ve yeteneklerine göre doğru bir şekilde yönlendirilir.

3) 12. sınıflarda ders saatleri azaltılacak ve destek çalışmaları gelecek. Yani başka bir deyişle 12. sınıf üniversiteye hazırlık sınıfı olacak.

4) Her öğrenci üniversitedeki gibi kendi istediği dersleri seçebilecek.

5) Bilindiği üzere ülkemizde yaparak yaşayarak öğrenmenin çok önemli bir yer tuttuğu yapılandırmacı anlayışla eğitim-öğretim faaliyetleri yürütülmekte. Eğitim sistemimizde yapılandırmacı anlayışın tam anlamıyla uygulanıp uygulanamadığı da tartışmalı bir konu. Yeni sistemle birlikte yaparak-yaşayarak (uygulayarak) öğrenmenin ağırlık kazanması hedefleniyor.

6) 12. sınıfta ilginç, yenilikçi derslerin programda yer alması bekleniyor.

7) Liselere gelen yeni sistemle birlikte öğrencinin her alandan ders alabilmesi hedefleniyor. Bu amaca yönelik olarak dengeli bir ders çizelgesi oluşturulacak.

8) Yapılan değişikliklerle birlikte proje sunumlarının, portfolyo hazırlıklarının olduğu yaşam becerileri etkinliklerinin ağırlık kazanması hedefleniyor.

9) Bilgi Kuramı zorunlu ders haline gelecek. Peki nedir bilgi kuramı dersi?

Bilgi kuramı terimi, bilginin ne olduğunu, bilgi olgusunun nasıl gerçekleştiğini inceleyen, bilginin özünü, kaynaklarını ve sınırını ele alan bir terim.

Bilgi Kuramı dersi, öğretmenlere ve öğrencilere bilmenin çeşitli yolları ve bilgi alanları hakkında eleştirel bir biçimde düşündürme fırsatı sunacak. Yani öğretmenler ve öğrenciler bu derste bilimin ve felsefenin ışığında bilgi olgusunu, bilginin özünü ve kaynaklarını ele alacak ve bu konular hakkında derinlemesine düşünme fırsatı bulacak.

Bu arada maddeler halinde sıraladığımız bu yeniliklerin 2020-2021 eğitim-öğretim yılından başlayarak lise programında yer alması bekleniyor.

Peki, bu yenilikler kulağa çok hoş geliyor ama biz bu yenilikleri hayata geçirebilecek miyiz? Bu yenilikleri hayata geçirebilmek için neler yapmalıyız?

Lise öğrenimindeki bu değişikliklerin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi öğretmenlerimizin niteliklerine bağlı. Bilindiği üzere eğitimin ana aktörü öğretmenlerimizdir. Onları güçlendirmedikçe bu sistemi hayata geçirmemiz zor. Hizmet içi eğitimlerle öğretmenlerimizi süratle bu sürece adapte etmeliyiz.

Bu husustaki ikinci konu da öğretmenler arasındaki ayrım konusu. Öğretmenler arasındaki ücretli, sözleşmeli, kadrolu ayrımı ortadan kaldırılmalı. Aksi takdirde ne değişiklik yaparsak yapalım verim elde edemeyiz.

Değerli okurlar, her şeyin hızla değiştiği günümüz dünyasında eğitim sistemimizi de değişen şartlara ve çağımızın gereklerine uygun bir şekilde yapılandırmamız ve geliştirmemiz gerek. Bu yapılandırma ve geliştirme sürecinde sadece yetkililere değil toplumun bütün paydaşlarına görev düşmekte.

Yazımıza son verirken bir de matematik dersinin seçmeli ders olacağı iddiasına değinelim. Bu iddia Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve MEB yetkilileri tarafından kesin bir dille yalanlandı. Yani bu iddia doğru değil. Bir lise öğrencisi matematik dersi almadan bir üst sınıfa geçemeyecek. Her öğrenci matematik dersini almak zorunda.

Değerli okurlarımız, bu yazımızda liselere yeni sistemle birlikte gelen değişiklikler konusunu ele aldık. Herkese, mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

26 Nisan 2019 Cuma

Kitap Okumanın Faydaları

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/white-ceramic-teacup-with-saucer-near-two-books-above-gray-floral-textile-904616/

Merhaba değerli okurlarımız. Bugünkü yazımızda sizlere kitap okumanın faydalarından bahsedeceğiz. Sözü fazla uzatmadan hemen kitap okumanın faydalarını maddeler halinde anlatalım:

1) Kitap okudukça söz varlığımız genişler. Söz varlığı geniş olan bir insan ise duygu ve düşüncelerini etkili bir şekilde anlatma imkanı bulur.

2) Düzenli bir şekilde kitap okuyan bir insanın anlama kabiliyeti artar.

3) Muhakeme gücümüz artar. Olaylar ve durumlar karşısında daha rahat akıl yürütme imkanı buluruz.

4) Konuşma ve yazma becerimiz gelişir. Duygularımızı, düşüncelerimizi daha güzel ve etkileyici ifadelerle anlatarak karşımızdaki insanları etkileyebiliriz.

5) Hayata, olaylara ve durumlara karşı bakış açımız değişir; tek bir bakış açısından kurtulur ve farklı bakış açıları kazanırız.

6) Roman ve öykü gibi türleri düzenli bir şekilde okuyan bir insanın hayal gücü gelişir. İnsan hayal aleminin derinliklerine dalar.

7) Düzenli olarak kitap okuyan insan zamanla eleştirel düşünme alışkanlığına sahip olur. Eleştirel düşünen insan da bilgilerin doğruluğunu, yanlışlığını ve tarafsızlığını rahatlıkla tespit eder.

8) Kitap okuyarak farklı yaşam biçimlerini ve kültürleri tanıma fırsatını buluruz.

9)  Kitap okumak ufkumuzu genişletir, zihnimizi açar. Bilgimiz, birikimimiz ve kültürümüz artar.

10) Roman ve öykü okuyan bir insan kendisini roman ve öykü kahramanlarının yerine koyarak empati yeteneği de kazanabilir.

11) Okumak insana özgüven de kazandırır.

12) Okuyan insan duyarlılık kazanır. Dünyada ve ülkemizde meydana gelen olaylara karşı duyarlılık kazanırız.

13) Kişinin analiz gücü artar. Analitik düşünme yeteneği kazanarak olayları ve durumları incelemede ve değerlendirmede ustalık kazanırız.

14) Okumak insana bambaşka dünyaların kapısını açar. Bilgi, kültür ve hayal dolu bir dünyada kendimize yer buluruz.

15) İnsanı düşünmeye, öğrenmeye ve araştırmaya sevk eder. Aynı zamanda insana merak duygusunu da aşılar. 

16) Dürüstlük, sevgi, merhamet, hoşgörü gibi insanî değerleri ele alan kitapları okuyan insan bu değerleri içselleştirir ve bu değerlere günlük hayatında yer verir. 

17) Daha önce de söylediğimiz gibi okudukça ufku genişleyen insanın üretkenliği de artar. Düzenli olarak okuyan insan okuduklarından yola çıkarak yeni eserler meydana getirir.

18) Okumanın insanı psikolojik açıdan rahatlattığı da bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış durumda. 

Özetle, okuyan insan, yaşadığı dünyaya sığmaz, bambaşka dünyalara adım atar. Düzenli olarak okuyan insan zaman geçtikçe görecek ki hayatında gözle görülür değişiklikler olur ve bu değişikliğin etkisiyle faydalı işler yapmaya başlar. Bu yazımızda kitap okumanın faydalarından bahsettik. Başka yazımızda görüşmek üzere...





22 Nisan 2019 Pazartesi

Eğitim-Öğretim Sürecinde Plan Yapmanın Faydaları

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-illustrating-albert-einstein-formula-714698/

Merhaba değerli okurlarımız. Sizlere bugünkü yazımızda eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın önemini ve faydalarını anlatacağız. Yazımıza öğretim programının tanımıyla başlayalım:

Öğretim programı, eğitim programının içinde yer alıp, okulda okutulan derslerden oluşan ve bu derslerdeki faaliyetlerle sınırlı kalan programdır. Öğretim planları hazırlanırken öğretim programları dikkate alınır ve çıkış noktası olarak öğretim programları kabul edilir.

Öğretim planlarını hazırlayanlar ve uygulayanlar ise öğretmenlerdir. Öğretmenler öğretim planlarını hazırlamadan önce hem öğrencilerini hem de görev yaptığı eğitim bölgesini ve okulunu yakından tanımalıdır. Öğretmenler öğrencilerini ilgi, ihtiyaç ve beklentileri açısından iyi tanımalıdır. Bütün bu incelemelerden sonra öğretmen eğitim ihtiyaçlarını belirleyerek öğretim planlarını hazırlamalıdır.

Plan yapma hem eğitsel hem de yasal yönden gereklidir. İsterseniz şimdi eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın faydalarını maddeler halinde anlatalım:

1) Hem öğretmenleri hem de öğrencileri dağınıklıktan kurtarır ve düzenli olmaya sevk eder.

2) Öğretmenlerin derslere hazırlıklı bir şekilde girmesini sağlar ve böylece eğitim-öğretim faaliyetleri bilinçli ve düzenli olarak sürdürülür.

3) Öğretim planları, eğitim-öğretim sürecinde verimi artırır.

4) Öğretim programının hedef süre içinde yani zamanında tamamlanmasına katkı sağlar.

5) Öğretim planları hangi konunun ne zaman ve nasıl işleneceğini gösteren planlardır. Öğretmenin hangi konuyu ne zaman ve nasıl işleyeceğini bilmesi onun telaşa düşmesini engeller ve özgüvenini artırır.

6) Teorilerin pratiğe dönüşmesinde öğretim planlarının büyük rolü vardır.

7) Öğretim planlarının öğrencilerin ilgi, ihtiyaç ve beklentilerine göre hazırlanması gerektiğini yukarıda söylemiştik. Bu kriterin dikkate alınmasıyla oluşturulan bir öğretim planı öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine uygun olarak eğitilmesine katkıda bulunur.

8) Eğitim-öğretim sürecinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan öğretim planları etkili bir sınıf yönetiminin oluşturulmasına da katkı sağlar.

9) Titizlikle hazırlanmış bir öğretim planında içerikler mantıksal bir sırada sunulur. Bu da etkili ve verimli bir öğrenme sürecinin oluşmasını sağlar.

10) Görev yapılan eğitim bölgesinin ve okulun olanaklarına, öğrencilerin özelliklerine en uygun öğretim yöntem ve tekniklerinin belirlenmesine katkı sağlar. Ayrıca öğretim materyallerinin seçimini de kolaylaştırır.

Eğitim-öğretim sürecinin verimini artıran öğretim planları eğitim sisteminin vazgeçilmez ögeleridir. Her işte olduğu gibi eğitim-öğretim sürecinde de planlı ve programlı hareket etmek bizleri başarıya götürür.

Bu yazımızda eğitim-öğretim sürecinde plan yapmanın önemini ve faydalarını anlattık. Bir başka yazımızda görüşmek üzere...


12 Nisan 2019 Cuma

Edebi Eser Nedir? Edebi Eserin Tanımı ve Özellikleri




Merhaba değerli okurlar. Edebiyat konulu paylaşımlarımıza devam ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde sitemizde "Edebiyat Nedir? Edebiyatın Tanımı" konusuna yer vermiştik. O yazımızı okumadıysanız buradan okuyabilirsiniz. Bugün ise sitemizde "Edebi Eser Nedir? Edebi Eserin Tanımı ve Özellikleri" konusuna yer vereceğiz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz yazıda edebiyatın tanımını şöyle yapmıştık: "Edebiyat, duygu ve düşüncelerin okuyanlar üzerinde estetik bir etki ve heyecan uyandıracak tarzda güzel, etkileyici ve sanatlı sözler eşliğinde dışa vurulması veya dile getirilmesidir. İşte bu tanıma uygun bir şekilde oluşturulan eserlere biz edebi eser adını veriyoruz.

Edebi eserlerde kullanılan dil günlük hayatta kullandığımız sıradan dil gibi değildir. Edebi eserlerin kendisine özgü bir dili vardır. Sanatçı -şiir olsun, roman olsun, öykü olsun- eserini kaleme alırken günlük hayatta kullandığımız kelimeleri kullanır ancak bu kelimelere bambaşka ve özel anlamlar yükleyerek özel bir dil meydana getirir. Böylece edebi eserin dili günlük hayatta kullandığımız dilden daha farklı bir yapıya sahip olur.

Kaleme alındıkları dilden beslenen edebi eserler, oluşturuldukları dillerin seçkin örnekleridir. Oluşturuldukları dilin olanaklarını sonuna kadar kullanırlar ve o dilin gelişip zenginleşmesine de katkıda bulunurlar.

Edebi eserler, içerisinde duyguyu, heyecanı ve estetik unsurları barındırır. Bu nedenle bu eserlerde kullanılan dil farklı bir özellik gösterir. Bilimsel ve öğretici metinlerde kullanılan dil açık ve anlaşılır bir özellik gösterirken, edebi eserlerde ise böyle bir zorunluluk yoktur. Çünkü bu tür metinlerde sanatçının amacı okurlara bir şeyler öğretmek değil, onlara farklı duyguları ve yaşantıları hissettirmektir. Okurlara farklı duyguları ve yaşantıları hissettirmek isteyen sanatçı ise bu metinlerin ruhuna uygun olarak özel bir dil kullanmayı tercih eder.

Edebi eserlerin temelinde yatan en önemli özellik ise onların sanatçının hayal gücüne dayalı olarak oluşturulmalarıdır. Bu nedenle bu metinlerin dünyasının kurmaca bir dünya olduğunu da söyleyebiliriz. Kurmaca dünyadan kastımız ise sanatçının hayal gücüne bağlı olarak oluşturduğu kurgusallıktır. Yani bu eserlerin temelinde kurgusallık yatar.

Değerli okurlar, sizlere bu yazımızda edebi eser ile ilgili bilgiler vermeye çalıştık. Bir başka yazımızda görüşmek üzere.

Not: Bu makalenin yazımında Mustafa Ayyıldız ve Hamdi Birgören'in Akçağ Yayınları'ndan çıkmış olan "Edebiyat Bilgi ve Kuramları" adlı eserinden yararlanılmıştır.


9 Nisan 2019 Salı

Edebiyat Nedir? Edebiyatın Tanımı

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/book-book-pages-bookcase-browse-415071/


Merhaba değerli okurlar. Sitemizde eğitimle ilgili içeriklere yer verdiğimiz gibi edebiyatla ilgili içeriklere de yer vermek istedik. Biz de bu kapsamda bu konuyla ilgili bir giriş yapmak istedik ve bugün "Edebiyat Nedir? Edebiyatın Tanımı" konusunu işlemeye karar verdik. İsterseniz hemen başlayalım:

İnsan düşünen bir varlıktır, aynı zamanda duygusaldır da. Bunun gereği olarak insan duygu ve düşüncelerini söz veya yazıyla dışa vurmak ister. İşte tam bu noktada "edebiyat" devreye girer. Edebiyat, insanın duygu ve düşüncelerini dile getirmede önemli bir işleve sahiptir. Biz edebiyatın tanımına geçmeden önce sanat kavramına değinmenin daha doğru olacağını düşünüyoruz ve sanatın ne demek olduğunu açıklamak istiyoruz.

Sizlere "Sanat Nedir?" diye bir soru yöneltsek nasıl cevap verirsiniz? Eminiz ki birbirinden farklı tanımlar ortaya çıkar. Çünkü sanatın nesnel bir tanımı yoktur; sanat özneldir. Ancak biz sanat için şöyle basit bir tanım yapmak istedik: Sanat, duyguların ve düşüncelerin kimi zaman mimari, resim vb. yollarla kimi zaman da güzel sözlerle dışa vurulmasıdır. Bu yazıda biz edebiyatın tanımını ele aldığımız için burada vurgulamak istediğimiz anahtar kelime grubu "güzel sözler".

Sanat eserlerinin insanlar üzerinde büyük etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. Biz güzel sözleri de sanatın içine dahil ettiğimiz için güzel sözlerin de insanlar üzerinde çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat, güzel söz söyleme sanatıdır. Buradan yola çıkarak edebiyatı güzel sanatlar içerisinde ele alabilir ve şu tanımı da yapabiliriz:

Edebiyat, duygu ve düşüncelerin okuyanlar üzerinde estetik bir etki ve heyecan uyandıracak tarzda güzel, etkileyici ve sanatlı sözler eşliğinde dışa vurulması veya dile getirilmesidir.

Edebiyat malzeme olarak dili kullanır. Kendisine malzeme olarak dili seçen edebiyat, kitleleri peşinden koşturan mükemmel bir disiplindir. Ancak bu mükemmel disiplin içerisinde insanları etkilemekten uzak, özgün olmayan, sıradan kötü örnekler de vardır. Ancak bu konu başka bir yazının konusu olup burada bu konuya değinmeyeceğiz.

Dilimizde "edebiyat" kelimesi terim olarak da kullanılmıştır. Bu konuyla ilgili Mustafa Ayyıldız ve Hamdi Birgören'in "Edebiyat Bilgi ve Kuramları" adlı eserindeki şu ifadelere kulak verelim:

"Dilimizde edebiyat kelimesinin terim olarak kullanılmasına Tanzimat döneminde başlanmıştır. Daha önce edebiyat yerine ilm-i edeb, sanayi-i nefise, fünun-ı bedia, şiir ve inşa gibi terimler kullanılmaktadır. Daha sonra Fransızcadaki "literatüre" karşılığı kullanılmaya başlanan edebiyat kelimesinin bugün anlamı genişlemiş ve yeni terimler oluşturulmuştur. (...)"

Bazı edebiyat araştırmacıları edebiyatın tanımını yaparken kök anlamıyla bağlantı kurmuşlar ve bu kavramı "edeb" köküyle açıklamaya çalışmışlardır. Bu edebiyat araştırmacıları "edeb" kökünden gelen edebiyatın terbiye, edep, iyi ahlak, güzel huy ve zarif davranışların gelişmesine yardım etmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Bu yazımızda "Edebiyat Nedir? Edebiyatın Tanımı" konusunu ele aldık ve son olarak bu konuyu burada bitirirken bir de Kaya Bilgegil'in ifadeleriyle bu konuya son noktayı koyalım:

"Kaya Bilgegil'in ifadesiyle bugün edebiyat kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır: Ahlaki bir mana, dile ait ilimler, güzel yazma sanatı ve onun eğitimi, edebi yazılar, bir mevzu ile ilgili neşriyat ve lüzumsuz yere sözü uzatmak."

NOT: Bu makalenin yazımında Mustafa Ayyıldız ve Hamdi Birgören'in Akçağ Yayınları'ndan çıkmış olan "Edebiyat Bilgi ve Kuramları" adlı eserinden yararlanılmıştır.